GEVŞEME, PES ETME

Hz. Allah’ımızın emridir gevşemeyin, tıpkı namaz kılın oruç tutun emri gibi. Aksine atılan her adım isyanın körüklenmesinden ibaret olacaktır. Gevşemeyin yani dik durun, yılmayın ve pes etmeyinin emridir.
Hayat boyu öğrenmekle mükellef olduğumuz emirler gibi gevşememeyi de öğrenmek gerek aldığımız her nefeste.
Çünkü gevşersek önce üzüntü deryasında boğuluruz. Ummadığımız dertler oluk oluk akar hayatımıza. Hep beni mi buluyor bu işler nidası isyana döner. Halbuki iman çizgisini çiğneyip gevşeklik göstererek hüznü kendine çeken sensin.
Rehavet rüzgârıyla gevşeklik gösterenlerin iman terazisi de adaleti ve doğruyu tartamaz. İman terazisini ayarlamak ve derin uykudan uyanmak için Allah’ımız sebepleri halk eder.
Hülagü, Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han’ın torunu, İlhanlı Devleti’nin kurucusu Mengü Kağan’ın kardeşidir. Hülagü, Bağdat’a girerek Abbasi Halifesi Mutasım’ı keçeye sarıp Moğol atlarının ayakları altında ezdirerek öldürtür. Şehirde katliamlara başlar ve şehri yağmalatır. Kadın, yaşlı, çocuk, hamile demeden bazı kaynaklara göre 200 bin, bazı kaynaklara göre de 400 bin kişiyi katleder. Cami, hastane, saray ne varsa hepsini yok eder. Kütüphaneleri ve tarihi eserleri yakar, yıkar. Milyonlarca dini ve ilmi eserin büyük bir kısmını Dicle Nehri’ne attırır. Hülagü’nün zalimliğini anlatmak için Dicle’nin günlerce kan ve mürekkep aktığı söylenir.
Hülagü bir gün, şehrin dışına kurduğu karargâhında, o beldenin en büyük âlimi ile görüşmek istediğini bildirir. Bu haber, âlimler arasında korku ve endişeye sebep olur. Hülagü tarafından öldürülmek korkusuyla kimse bu davete icabet etmek istemez. Bu haber, zamanın genç âlimlerinden Kadıhan’a da ulaşır. Kadıhan, ufak tefek tıfıl bir gençtir. Daha sakalı bile çıkmamıştır. Böylesine bir daveti kabul ettiğini söyleyerek Hülagü ile görüşmeye gidebileceğini bunun için kendisine bir deve, bir keçi, bir de horoz verilmesini ister.
Böyle bir fedainin ortaya çıkması ulema sınıfını rahatlatır. Çünkü bir kurban bulunmuştur. Hülagü’nün şerrinden korkan ulema sınıfı bu isteği hemen karşılar. Kadıhan, hayvanlarla birlikte çadıra varır. Hayvanları çadırın dışında bırakarak içeriye girer ve kendini tanıtır. Kendisiyle görüşmek üzere geldiğini söyler. Hülagü, genci tepeden tırnağa süzer ve beklediği tipte biri olmadığını görerek,
‘Bana göndermek için bula bula seni mi buldular. Gönderecek başka birini bulamadılar mı? Diye sorar.
Kadıhan gayet sakin bir şekilde
“Görüşmek için iri yarı, boylu poslu birini istiyorsan, bir deve getirdim. Sakallı yaşlı birisi ile görüşmek istiyorsan, bir keçi getirdim. Eğer gür sesli birisiyle görüşmek istiyorsan horoz getirdim. Üçünü de çadırın önüne bıraktım. Onlarla görüşebilirsin” der.
Hülagü, karşısındakinin sıradan biri olmadığını anlar ve
“Şöyle otur bakalım” diyerek kendisine yer gösterir ve ilk sorusunu sorar.
“Söyle bakalım, beni buraya getiren sebep nedir” diye sorar.
Kadıhan gayet sakin bir şekilde;
“Seni buraya bizim amellerimizdeki gevşekliğimiz getirdi. Allah’ın bize verdiği nimetlerin kıymetini bilemedik. Esas gayemizi unutup makam, mevki, mal ve mülk peşine düştük. Zevk ve sefaya daldık. Cenab-ı Hak da bize verdiği nimetleri almak üzere seni gönderdi” der.
Hülagü, ikinci sorusunu sorar.
“Peki, beni buradan kim gönderebilir?”
Cevap çok manidardır.
“O da bize bağlı. Benliğimize dönüp ne kadar kısa zamanda toparlanıp, gevşek amellerimizi tamir edersek, bize verilen nimetin kıymetini bilir, zevk ve sefadan, israftan, zulümden, birbirimizle uğraşmaktan vazgeçersek işte o zaman sen buralarda duramazsın.”
Uhut Dağında onca ikaza rağmen takdirin cereyanı ile okçular tepesini terk eden ashap ile bize gelecek olan bu kutlu ikaz. Eğer gevşeklik gösterirseniz size hüznü ikaz olarak gönderirim, eğer iman etmişseniz bu savaşı kazanacak olan sizlersiniz.
Hala tazeliğin, koruyan bu emir. Kaybettiğimiz onca savaşın ardından yorgun düşen gönüller, yanlış tepede bekleyen gevşemiş kalpler. Yılmayın bıkmayın pes etmeyin eğer gerçekten inanıyorsanız mutlaka kazanan siz olacaksınız.
İnancını kaybeden bir insan neden yarınını planlasın ki. İnanmayan bilmez, taklit eder. O, ışığını başka kürelerden alan bir kör yıldızdır. Sevemeyenler, yaşayamayanlardır. Her mevsim toprağından taze hayat fışkıran tarlanın üstüne atılmış kuru kütüklerdir. Dünyamızın tadını onlar alamazlar, inancın kudretini onlar bilemezler. Her kökünden bir inanış otu biten, her tarafına bir başka şevk saçılmış dünyamızda sevgi ile inancın terbiyesini almayan bakan kör, duyan sağır, konuşan dilsiz gibidirler.
İnancını yitirenlerin imanları korunmak dan uzak, rüzgâra karşı mum cesareti taşımaktadır. O yüzden ilk kaybedenlerde hep onlar oluyor.
Hâlbuki ki emir çok net, eğer inanıyorsan tüm hüzünleri bir kenara at ve yarına kalabilmek için mücadele et.
Korkma kendinle yüzleş, yüzün düşmeden yere. Ve iyice dinle.
Ne zaman yeni bir heyecanla inandığın hayallere adım atmaya kalkarsan taşlanacaksın, çünkü meyve veren ağaç taşlanmaya mahkûmdur. Yapamazsın diyecekler. Duymayacaksın
Her yeni uyanışını kâbusa çıkarmak istercesine, yeşermiş hayallerini çölleştirmeye çalışacaklar. Aldırmayacaksın
Engellerin hüzne dost olacak, tüm dost sandıkların kapıları yüzüne kapatıp üzerine kilitler vuracaklar. Yılmayacaksın.
En olmaz dediklerin olup gelecek karşına, dizlerin her düşüşünde kan revan içinde kalacak. Umudunu kaybetmeyeceksin
En sevdiğim dediklerin karşında duvar olacak belki, gerçek yüzleri göreceksin karanlık tebessümlerin arkasında. Korkmayacaksın
Tarihe bir değer katmış her insanın hayatı acı ve başarısızlıklarla yoğrulmuş. Yaşanmışlıklardan Ders alacaksın
Eğer gece uykularını bile süslüyorsa inandığın şeyler, her saniye içinde alev alevse hayallerin. Hüzünlenip gevşemeyeceksin.
Hala inancın için nasıl ve ne kadar dik durup gevşememen gerektiğini bilmek istiyorsan Maşita annemizin inanç dersine kulak vermen için anlatayım sana.
Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki
“Güzel bir koku duydum semada, dedim bu koku nedir? Dediler ki bu koku Maşita ve ailesinin kokusudur. Sordum kimdir bu Maşita ve çocukları? Bana dediler ki ey nebi anlatalım sana…
Maşita firavunun kızının bekçisi, tarakçısı idi, hamamda Firavun’un kızının saçını tarardı. Maşita temiz, Maşita iman dolu bir İnsan ve Hz. Musa’ya iman etmişti.
Bir gün Firavun’un Kızı’nın saçını tararken tarak elinden yere düştü, Maşita ise gayri ihtiyari farkında olmaksızın tarağı kaldırırken Bismillah dedi. Firavun’un kızı birden bire döndü ve kim o Allah? dedi. Babamı kastettin değil mi yani firavunu? Maşita sustu ancak Firavun’un kızı üstüne geldi. Maşita Allah dediğin benim babam değil mi?
Bir inanç abidesi olarak inancını çekeceği hüzne tercih edip tüm benliğiyle hidayete ermesi niyetiyle seslendi
“Haşa! Senin baban benim gibi bir kuldur kızım dedi o Allah olamaz. Benim dediğim Allah ise Musa’nın rabbi olan Allah’tır”.
O dönemin insanları şöyle derlerdi .“Lâ İlâhe İllallah Musa Kelimullah” Allah’ın Musa ile konuşmasından dolayı inançlarını böyle ifade ederlerdi. Maşita Musa’nın (a.s.) rabbi olan Hz. Allah’tan bahsediyorum dediğinde ise Firavun’un kızı hemen babasının yanına koşarak
“Maşita sapıttı, seni tanımıyor senin ilah olmadığını söylüyor, Musa’nın (a.s.) rabbine inanıyormuş” dedi.
Firavun Maşita’yı çağırttırır ve tüm sarayı davet eder huzuruna. Maksadı herkesin gözü önünde Maşita’yı imanından vazgeçirip Musa (a.s.)’nın bir inananını kendisine yalvarttığını seyrettirmektir.
Duyduklarım doğru mu Maşita? diye sorar Firavun.
Maşita tüm inancı ile herkesin kulaklarını sağır edercesine Firavun’un gözlerine bakarak.
“Ey Firavun seni beni ve burada olan her şeyi yaradan bir Allah var ben Musa (a.s.)’ın ilahına iman ediyorum sen de toprak olup gideceksin.”
Ne büyük iman, ne büyük cesaret, ne büyük inanç.
Duydukları karşısında çılgına döner Firavun derhal en büyük işkencelere başlar sabır çiçeği annemize.
Maşita’yı saçlarından tavana astırır. Bana Allah’sın de seni zenginliğe boğayım der. Maşita direnir, inancını daha da güçlü bir sesle tekrarlar ve Rabbim Allah der.
Maşita’nın iman ve inanç duvarını işkenceyle aşamayacağını anlayan lanetlilerin efendisi Firavun, validemizin üç çocuğu olduğunu öğrenir ve derhal huzura getirtir. Maşita validemizin asıl imtihanı yeni başlayacaktır.13 yaşında olan büyük kızını getirirler önce. Hazırlattığı kızgın yağ dolu kazana baş aşağı ayaklarından asarlar. Ve Maşita’ya derler ki
“Ya Allah’ı inkar et Firavun’a Allah de ya da senin kızını diri diri bu yağa atacağız”. Maşita annedir kızının ağıtları sarayda yankılanır ancak iman kalesi olan annemiz gür bir sesle,
“Seni de beni de yaratan tek bir Allah vardır Allah birdir”.
On üç yaşında olan kızını baş aşağı çevirirler ve kızgın yağın içerisine sokup etleri tamamen dökülene kadar yakarlar. Maşita bir yandan, kızı diğer taraftan bağırır ve kızı şehit olur.
Firavunun hırsı daha da artmış ve gözünü küfür acımasızlıkla doldurmuştur. Diğer çocuğu beş yaşındaki erkek evlattır, gırtlağına hançerini dayar ve validemizi inkâra davet eder, her bekleyişte boğazını yavaş yavaş kesmektedir. Validemiz gözyaşları içerisinde imanın haykırmaya devam eder. Kanıyla validemizi yıkar ve o ufacık bedeni kızgın yağa atar. İmtihanın en büyüğü sona kalmıştır.
Günlerdir bir şey yememiş aç ve susuz olan validemizin karşısına kundaktaki bebeğini getirirler. O kadar masum bakmakta ki annesine, günlerdir aç olan bebek anne kokusunu alınca emmek için aranmaya başlar. İşte tam bu sırada okçular tepesindeki şeytan yine iş başındadır. Validemizin kulağına küfür dolu nefesini fısıldar.
“Sen ne kadar kötü bir annesin, sen ne kadar vefasız bir annesin, sen ne kadar merhametsiz bir annesin iki çocuğun gitti üçüncüsü de gidecek, tek bir kelime söyleyeceksin ve çocuğunu kurtaracaksın dilinle inkâr edersin, kalbin yine Allaha iman eder. Şu yavrucağa acı”.
Annelik duygusuna yenilip dudakları kıprayacakken, Allah’ımızın izniyle bebek dile gelir ve,
“ Anneciğim bize cennette çok güzel yerler hazırlandı sabret ben sabredenlerdenim.” Bir anda kendine gelen validemiz Allah’ın varlığını tüm kalplere haykırır. Bu olayları korkuyla izleyen validemizin eşi artık dayanamaz ve meydana atılır
“ Ey mel’un ben de Musa (a.s.)’ın Rabbine iman ettim ne geliyorsa elinden yap” der. Firavun bu iman duvarı karşında acziyet çukurundan kurtulmak istercesine hepsini kızgın yağa atar ve yakar.
Şimdi ruhunu saran inanç muştusunun alevi yakmakta yüreğini, gevşeklik örtüsü sarmış olabilir kimliğini. Hadi derin bir nefes çek ciğerlerine ve inancın zafere dönüşmesi için at ilk adımını.
Hz. Allah’ımızın vadi seninle.
